Yayınlar

Bugün Veri Koruma Günü! (28 Ocak 2017)

1981 yılında bugün, “Avrupa Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi” Avrupa Konseyi tarafından imzaya açıldı.

2007 yılından itibaren de Avrupa Konseyi bugünün “Veri Koruma Günü” olarak tanınmasına karar verdi. 

Türkiye de geçtiğimiz yıl içerisinde hem bu sözleşmeyi onaylayarak, hem de kişisel verilerin korunmasına ilişkin özel bir kanun çıkararak modern hukuk sistemleri arasında yerini aldı.

Bu vesilesiyle bu alanın tanınması ve önemi ile ilgili yaptığımız çalışmalarımızı bir araya topladık. Bu alanı tanıtmaya ve bu alanda çalışmaya devam edeceğiz.

Röportajlar:

Marketing Türkiyehttp://www.marketingturkiye.com.tr/haberler/kisisel-verilerin-korunmasi-kanun-oldu/

Dünya Gazetesihttp://www.dunya.com/gundem/kisisel-verilerin-korunmasi-kanununa-uyum-icin-neler-yapilmali-haberi-312957

Bloomberg Business:

Sunumlar:

Kişisel Verilerin Korunması Kanunun E-ticarete Etkileri

E-ticaret SEM İstanbulhttps://www.eticaretsem.com/iftar_eticaret_2016

E-ticaret SEM Bursahttp://www.teknolojibulusmalari.com/bursa-teknoloji-bulusmasi-29-eylul-2016

E-ticaret SEM Adanahttp://www.teknolojibulusmalari.com/turkiye-teknoloji-bulusmalari-adana

 

---

Yazının yayımlanma tarihi: 28 Ocak 2017

Döviz Üzerinden Yapılan Sözleşmelerde Kısıtlama (v.1) - Müzakere sonucunda Türk Lirası üzerinden yeni bedelin belirlenememesi halinde ne yapılabilir?

Cumhurbaşkanlığı tarafından, 13 Eylül 2018 tarih ve 30534 sayılı Resmi Gazete’de 85 nolu Cumhurbaşkanı Kararı (“Karar”) yayımlanmıştır. Kararda özetle, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda değişiklik yapılarak, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları birçok sözleşmenin döviz cinsi üzerinden veya dövize endeksli olarak yapılması yasaklanmıştır.

1.   Karar hangi sözleşmelere uygulanacaktır?

Karar, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarındaki;

  • menkul ve gayrimenkul alım satım sözleşmeleri,
  • taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama sözleşmeleri,
  • leasing sözleşmeleri,
  •  iş sözleşmeleri,
  • hizmet sözleşmeleri ve
  • eser sözleşmelerini

kapsamaktadır. Kararın Türkiye’de yerleşik bir kişinin yurt dışındaki kişiler ile yapacağı sözleşmeler için uygulanmayacağı söylenebilecektir.

2.   Karar kimler için uygulanacaktır?

Kararda düzenlemenin “Türkiye’de yerleşik kişilerin” aralarındaki sözleşmelere uygulanacağı belirtilmiştir.

3.   Sözleşmelerdeki hangi bedeller için sınırlama getirilmiştir?

Karar uyarınca, anılan sözleşmelerde sözleşme bedeli ve sözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri de bu sınırlama kapsamında olacaktır. Bu durumda, sözleşmelerdeki hizmet bedeli, kiralama bedeli, iş bedeli gibi bedellerin yanı sıra cezai şart, teminat, depozito bedeli gibi bedellerde döviz cinsi üzerinden belirlenemeyecektir.

4.   Sınırlama hangi para birimlerini kapsamaktadır? 

Kararda belirli bir para birimi belirtilmemekle birlikte döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak düzenleme yapma yasağı getirilmiştir.

5.   İstisnalar nelerdir?

Kararda herhangi bir istisna getirilmemiş olmakla birlikte, bu konuda istisna getirme yetkisinin Hazine ve Maliye Bakanlığında olduğu belirtilmiştir. Bakanlık tarafından yakın zamanda istisnaların açıklanması beklenmektedir.

6.   Karardan önceki sözleşmeler Karardan etkilenmekte midir?

Karara eklenen geçici madde ile Kararın yürürlüğe girmesinden itibaren 30 gün içinde, daha önce akdedilmiş ve Karar kapsamına giren sözleşmelerin bedellerinin de taraflarca tekrar Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesi yükümlülüğü getirilmiştir.

7.   Karara uyulmamasının cezası var mıdır?

Bu yükümlülüğe aykırı hareket edenler hakkında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun m. 3 uyarınca 3.000 Türk Lirasından 25.000 Türk Lirasına kadar idari para cezası verilebilecektir.

8.   Yorumumuz

Karardan önce akdedilmiş sözleşmelerdeki bedeller yeniden belirlenirken hangi kriterlerin esas alınacağı belirsizdir.

Bu durumda sözleşmelerin bedel maddelerinin yeniden müzakereye açılacağı ve tarafların serbest iradesi ile müzakere ederek bu bedelleri yeniden belirleyebileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Kararın bir “müzakere yükümlülüğü” getirdiği söylenebilir. Elbette taraflar müzakere ederken “dürüstlük kuralına” uygun davranmalı fahiş indirim ya da artırım talep etmemelidirler. 

Bununla birlikte sözleşme bedellerinin taraflarca müzakere sonucunda yeniden belirlenememesi durumunda sözleşmelerin akıbetinin ne olacağı da Kararda belirtilmemiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nda “sözleşme imzalanırken öngörülmeyen olağanüstü bir durumun meydana gelmesi halinde, sözleşmenin yeni duruma uyarlanması davası açma” hakkı düzenlenmektedir (m. 138). Kararın bu hakkın kullanılması için dayanak olacağı ve olağanüstü durumu belgeler nitelikte kullanılabileceği görüşündeyiz

Bu çerçevede müzakere sonucunda tarafların anlaşamaması durumunda taraflardan biri mahkemede “uyarlama davası” açarak yeni bedelin belirlenmesini isteyebilir.

Son olarak tarafların yeni bedel üzerinde anlaşamaması durumunda sözleşmenin feshi (ya da sözleşmeden dönme) ancak “uyarlama” yapılmasının mümkün olmadığı/fayda etmeyeceği hallerde söz konusu olabilir. Karar metnine şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/09/20180913-7.pdf

---

Yazının yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2018

Döviz Üzerinden Yapılan Sözleşmelerde Kısıtlama (v.2) -Yasağın Kapsam ve İstisnaları Belli Oldu (sözleşme tipleri bazında değerlendirme)

Cumhurbaşkanlığı tarafından 13 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan karar (“Karar”) ile, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları:

  • menkul ve gayrimenkul alım satım sözleşmeleri,
  • taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama sözleşmeleri,
  • leasing sözleşmeleri,
  • iş sözleşmeleri,
  • hizmet sözleşmeleri ve
  • eser sözleşmelerinin

döviz üzerinden veya dövize endeksli olarak yapılması yasaklanmış, bu yasağa istisna getirme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığı’na (Bakanlık) verilmişti. 

Bakanlık da bu yetkisi uyarınca 6 Ekim 2018 tarihinde yayımlanan “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34) de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/51)” (“Tebliğ”) yayımlayarak dövizle sözleşme yasağına ilişkin kapsam ve istisnaları belirledi.

Karar ve Tebliğ uyarınca bazı sözleşme tiplerine ilişkin düzenlemeler aşağıdaki gibidir:

1.   Sözleşmeler

a)   Gayrimenkul satış sözleşmeleri

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, yurt içinde (serbest bölgeler dahil) yer alan konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

b)   Gayrimenkul kira sözleşmeleri

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, yurt içinde (serbest bölgeler dahil) yer alan konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

 c)   İş Sözleşmeleri (çalışan ile işveren arasındaki sözleşmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır)

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri iş sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak aşağıdaki sözleşmeler bu yasağın dışında bırakılmıştır:

  • Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yurt dışında ifa edilecekleri (yerine getirecekleri) iş sözleşmeleri, 
  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmeleri,
  • Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin  taraf olduğu iş sözleşmeleri.

d)   Hizmet Sözleşmeleri (bağımsız bir hizmet sağlayan ile hizmet alan arasındaki sözleşmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır)

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri danışmanlık, aracılık ve taşımacılık dâhil hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak aşağıdaki sözleşmeler bu yasağın dışında bırakılmıştır:

  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin taraf oldukları hizmet sözleşmeleri,
  • İhracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,
  • Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında gerçekleştirecekleri faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,
  • Türkiye’de yerleşik kişilerin, kendi aralarında akdedecekleri, Türkiye’de başlayıp yurt dışında sonlanan ve yurt dışında başlayıp Türkiye’de sonlanan elektronik haberleşme ile ilgili hizmet sözleşmeleri,
  • Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin  taraf olduğu hizmet sözleşmeleri.

e)   Eser Sözleşmeleri

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri eser sözleşmelerinde (örn. inşaat sözleşmeleri) sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak 16/12/1999 tarihli ve 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilerin inşası, tamiri ve bakımına ilişkin eser sözleşmeleri döviz cinsinden belirlenebilecektir.

f)    Araç Satış Sözleşmeleri

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, iş makineleri dâhil taşıt satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak bunlar dışında kalan her türlü menkul (taşınır) satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

g)   Araç Kiralama Sözleşmeleri

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, iş makineleri dâhil taşıt kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir (Önemli not: 13 Ekim 2018’den önce imzalanan araç kiralama sözleşmelerinin Türk Lirasına dönüştürülme zorunluluğu bulunmamaktadır. Lütfen Bölüm 5’e bakınız).

Ancak bunlar dışında kalan her türlü menkul (taşınır) kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

h)   Yazılım ve Donanımlara ilişkin Sözleşmeler

Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmeleri ile donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Karar’da “lisans” sözleşmeleri yasak kapsamına alınmamışken Tebliğ ile dolaylı olarak alınmış görünmektedir. Maddenin düzenleniş biçimi net olmamakla birlikte, Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılacak yurt içinde üretilen yazılımların satış sözleşmeleri ile yurt içinde üretilen donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılamayacağı anlaşılmaktadır.

i)    Leasing Sözleşmeleri

4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 17 ve 17/A maddeleri kapsamındaki finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri döviz cinsinden belirlenebilecektir.

Bu sayılanlar dışında kalan ve Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılacak menkul ve gayrimenkullere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri ise döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

j)    Kamunun Taraf Olduğu Sözleşmeler

Kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında; yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Ancak bu yüklenicilerin yapacakları gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmelerine istisna getirilmiş olup bu sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığının bankaların taraf olduğu sözleşmelerde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

k)   Sermaye Piyasasına ilişkin Sözleşmeler

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülükler döviz cinsinden kararlaştırılabilecektir. Ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar hükümleri saklıdır. 

l)    Havacılık Sektörüne ilişkin Sözleşmeler

Aşağıda anılan şirketler, gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricinde olmak kaydıyla Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak sözleşme yapabileceklerdir:

  • Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari havayolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler;
  • sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıklar

2.   Kıymetli Evrak Düzenlenmesi

Tebliğ uyarınca, döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme düzenleme yasağı getirilen sözleşmeler uyarınca düzenlenecek kıymetli evraklar (çek, senet, bono) da döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak düzenlenemeyecektir. 

3.   “Dövize Endeksli” Sözleşme Kavramı (Önemli not: kıymetli madenler de dahil edilmiştir)

Tebliğ ile, “dövize endeksli” sözleşme kavramı da açıklanmış olup bu kapsamda, uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmelerin de dövize endeksli sözleşme olduğu belirtilmiştir.

Bu düzenleme ile, dövize endeksli sözleşme yapma yasağının kapsamı dışında kalmak amacıyla sözleşme bedellerinin dövize endeksli kıymetli madenlere veya emtiaya endekslenmesi de bu yasak kapsamı dışında kalmak için yeterli olmayacaktır.

4.   “Türkiye’de yerleşik kişi” kavramı genişletilmiştir

Tebliğ’in dayanağı olan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’’da Türkiye’de yerleşik kişiler “Yurtdışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahibi dahil Türkiye’de kanuni yerleşimi bulunan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlanmıştı.

Tebliğ ile bu tanım genişletilmiş ve Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler de Türkiye’de yerleşik kişi kabul edilmiştir. Bu kapsamda, özellikle Türkiye’de yerleşik şirketlerin yurtdışındaki teşebbüsleri de dövizle sözleşme yapmaya ilişkin getirilen yasak kapsamında değerlendirilecektir.

5.   Karardan önce imzalanan sözleşmelere ilişkin ek istisnalar

Daha önce Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan Karar’a eklenen geçici madde ile, Kararın yürürlüğe girmesinden (13 Eylül 2018) itibaren 30 gün içinde, daha önce akdedilmiş ve dövizle sözleşme yapma yasağı kapsamına giren sözleşmelerin bedellerinin de taraflarca Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesi kararlaştırılmıştı.

Tebliğ ile getirilen hüküm uyarınca ise, dövizle sözleşme yapma yasağına tabi olmayan istisnaların 13 Eylül’den önce akdedilmiş sözleşmeler için de geçerli olduğu, bu sözleşmelerin bedellerinin de Türk Lirasına çevrilmesine gerek olmadığı belirlenmiştir.

Bununla birlikte araç kiralama sözleşmeleri için de bir istisna getirilmiş ve 13 Eylül 2018’den önce imzalanan iş makineleri dâhil taşıt kiralama sözleşmelerinin bedellerinin de Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesine gerek olmadığı belirlenmiştir.

Burada sayılanlar dışında kalan ve Tebliğ ile getirilen dövizle sözleşme yapma yasağı istisnasına da girmeyen tüm sözleşme bedellerinin 13 Ekim 2018 tarihine kadar taraflarca yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

6.   Karar’dan önce imzalanan sözleşme bedellerin yeniden belirlenme usulü

Eğer taraflar sözleşme bedellerini Türk Parası olarak yeniden belirlemede uzlaşamazlarsa bu bedeller aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  • Söz konusu döviz bedelinin öncelikle 2 Ocak 2018 tarihinde belirlenen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru kullanılarak hesaplanan Türk parası karşılığı bulunacak,
  • Bulunan bu Türk Lirası bedeli, 2 Ocak 2018 tarihinden bedellerin yeniden belirleneceği tarihe kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılarak yeni sözleşme bedeli belirlenecektir.

Bununla birlikte konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmeleri için farklı bir hesaplama yöntemi getirilmiştir.

İlgili maddeden anlaşıldığı kadarıyla, 13 Eylül 2018’den önce akdedilen konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller de yukarıdaki hesaplama yöntemine göre iki yıllık süre için Türk parası olarak belirlenecektir. Ancak, Türk parası olarak belirlemenin yapıldığı kira yılının sonundan itibaren bir yıl geçerli olmak üzere; yukarıdaki hesaplama yöntemi uyarınca Türk parası olarak belirlenen kira bedeli, belirleme tarihinden belirlemenin yapıldığı kira yılının sonuna kadar Türkiye İstatistik Kurumunun belirlediği TÜFE aylık değişim oranları artırılması yoluyla belirlenecektir. Bir sonraki kira yılı kira bedeli ise, önceki kira yılında geçerli olan kira bedelinin Türkiye İstatistik Kurumunun belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması yoluyla belirlenecek ve belirlenen Türk parası cinsinden kira bedeli belirtilen bu iki yıllık sürenin sonuna kadar geçerli olacaktır.

7.   Tahsil Edilmiş ve Muaccel Olmuş Alacakların Durumu

Ancak Türk Lirası bedele çevirme yükümlülüğü, tahsili yapılmış veya gecikmiş alacaklar için uygulanmayacak olup bu alacaklar döviz üzerinden talep edilebilecektir.

Karar metnine şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/10/20181006-4.htm

---

Yazının yayınlanma tarihi: 7 Ekim 2018

Döviz Üzerinden Yapılan Sözleşmelerde Kısıtlama (v.3) - Tebliğde Yapılan Değişiklikler

Daha önce, Cumhurbaşkanlığı tarafından 13 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan karar (“Karar”) ile, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları:

  • menkul ve gayrimenkul alım satım sözleşmeleri,
  • taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama sözleşmeleri,
  • leasing sözleşmeleri,
  • iş sözleşmeleri,
  • hizmet sözleşmeleri ve
  • eser sözleşmelerinin

döviz üzerinden veya dövize endeksli olarak yapılması yasaklanmış, bu yasağa istisna getirme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığı’na (Bakanlık) verilmişti.  

Bakanlık da bu yetkisi uyarınca 6 Ekim 2018 tarihinde yayımlamış olduğu 2018-32/51 nolu Tebliğ ile dövizle sözleşme yasağına ilişkin kapsam ve istisnaları belirlemişti.

Bakanlık, bu kez 16 Kasım 2018 tarih ve 30597 sayılı Resmi Gazete’de yayımlamış olduğu Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/52) (“Tebliğ”) ile 6 Ekim 2018 tarihli Tebliğ’e kıyasla birçok değişiklik yapmıştır.

Tebliğ ile yapılan değişiklikler ve bu değişiklikler uyarınca dövizle sözleşme yapma yasağına ilişkin son durum aşağıdaki gibidir (Her bir bölümde Güncel Durum alt başlığı altında Tebliğ ile yapılan değişiklikler kalın (bold) olarak belirtilmiştir) :

1.   Sözleşmeler

a)   Gayrimenkul satış sözleşmeleri

Değişiklik: Tebliğ ile, (i) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin veya (ii) dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile (iii) serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin; alıcı olarak taraf oldukları gayrimenkullerin satışı döviz yasağı kapsamından çıkarılmıştır.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, yurt içinde yer alan konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak:

  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin veya
  • dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile
  • serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin

alıcı olarak taraf oldukları gayrimenkule ilişkin satış sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabilecektir.  

Bununla birlikte anılan bu kişilerin satıcı olarak taraf bulunduğu gayrimenkul satış sözleşmeleri döviz yasağı kapsamında olduğunu hatırlatmak isteriz.

b)   Gayrimenkul kira sözleşmeleri

Değişiklik: Tebliğ ile,

  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin veya (ii) dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile (iii) serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin; kiracı olarak taraf oldukları gayrimenkul kiralama sözleşmeleri,
  • Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerinin işletilmesi amacıyla kiralanmasıyla ilgili gayrimenkul kiralama sözleşmeleri, ve
  • Gümrüksüz satış mağazalarının (örn. “duty free” mağazaları) kiralanmasına ilişkin gayrimenkul kiralama sözleşmeleri

döviz yasağı kapsamından çıkarılmıştır.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, yurt içinde yer alan konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak eğer bir kira sözleşmesi;

  • (i) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin veya (ii) dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketlerin ya da (iii) serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin; kiracıolarak taraf oldukları bir gayrimenkul kira sözleşmesine ilişkin ise, (bununla birlikte bu kişilerin kiraya veren olarak taraf bulunduğu gayrimenkul kiralama sözleşmelerinin döviz yasağı kapsamında olduğunu hatırlatmak isteriz) veya
  • Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerinin işletilmesi amacıyla kiralanmasına ilişkin ise, veya
  • Gümrüksüz satış mağazalarının kiralanmasına ilişkin ise

bu sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabilecektir.

c)   İş Sözleşmeleri (çalışan ile işveren arasındaki sözleşmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır)

Değişiklik: Tebliğ ile, gemi adamlarının taraf oldukları iş sözleşmeleri de döviz yasağı kapsamından çıkarılmıştır. Buna ek olarak dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’deki şirketlerine ilişkin tanımlamada bir düzeltme yapılarak bu tanımlamaya “Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu bu şirketler” de eklenmiştir. Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’deki şirket, şubelerinin vb. yalnızca ilgili iş sözleşmesinde işveren olması durumunda dövizle sözleşme yapabileceği netleştirilmiştir.  

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri iş sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak aşağıdaki sözleşmeler bu yasağın dışında bırakılmıştır:

  • Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yurt dışında ifa edilecekleri (yerine getirecekleri) iş sözleşmeleri,  
  • Gemi adamlarının taraf oldukları iş sözleşmeleri,
  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmeleri,
  • Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin  “işveren” olarak taraf olduğu iş sözleşmeleri.

d)   Hizmet Sözleşmeleri (bağımsız bir hizmet sağlayan ile hizmet alan arasındaki sözleşmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır)

Değişiklik: Tebliğ ile, (i) Türkiye’de başlayıp yurtdışında sonlanan veya yurtdışında başlayıp Türkiye’de sonlanan ve (ii) yurtdışında başlayıp yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri de döviz yasağı kapsamından çıkarılmıştır. Böylelikle önceki metinde yalnızca elektronik haberleşme hizmetleri için tanınan istisnanın kapsamı genişletilmiş ve yurtdışında başlayıp yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri de istisnaya dahil edilmiştir.

Buna ek olarak dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’deki şirketlerine ilişkin tanımlamada bir düzeltme yapılarak bu tanımlamaya “Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu bu şirketler” de eklenmiştir. Ayrıca dışarıda yerleşik kişilerin ilgili hizmet sözleşmesinde yalnızca hizmet alan olması durumunda dövizle sözleşme yapabileceği belirtilmiştir.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri danışmanlık, aracılık ve taşımacılık dâhil hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak aşağıdaki sözleşmeler bu yasağın dışında bırakılmıştır:

  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin taraf oldukları hizmet sözleşmeleri,
  • İhracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,
  • Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında gerçekleştirecekleri faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,
  • Türkiye’de yerleşik kişilerin, kendi aralarında akdedecekleri, Türkiye’de başlayıp yurt dışında sonlanan ve yurt dışında başlayıp Türkiye’de sonlanan veya yurtdışında başlayıp yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri,
  • Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin “hizmet alan” olarak taraf olduğu hizmet sözleşmeleri (bu kişilerin hizmet veren olarak taraf bulunduğu hizmet sözleşmelerinin Tebliğ ile yasak kapsamında alındığına dikkat edilmelidir)

e)   Eser Sözleşmeleri

Değişiklik: Tebliğ ile, önceki metinde gemilerin inşası, tamiri ve bakımına ilişkin eser sözleşmelerinin dövize dayalı olarak yapılmasına imkan sağlayan istisna kaldırılmış, bununla birlikte eğer bir eser sözleşmesi döviz cinsinden maliyet içeriyorsa bu sözleşmenin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabileceği belirtilmiştir.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri eser sözleşmelerinde (örn. inşaat sözleşmeleri) sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak eğer bir eser sözleşmesi (örn. inşaat sözleşmesi) döviz cinsinden maliyet içeriyorsa bu eser sözleşmesi döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

f)    Taşınır (mal) Satışı ve Araç Satış Sözleşmeleri

Değişiklik: Tebliğ ile, önceki metinde yer alan “iş makineleri dahil taşıt satış sözleşmeleri” ibaresindeki “iş makineleri” ibaresi çıkarılmıştır. Bu değişiklik ile iş makinelerinin satışının döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabileceği sonucu çıkmaktadır.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri taşıt satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

Ancak bunlar dışında kalan her türlü menkul (taşınır) ve iş makinelerinin satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

g)   Taşınır (mal) Kiralama ve Araç Kiralama Sözleşmeleri

Değişiklik: Tebliğ ile, önceki metinde yer alan “iş makineleri dahil taşıt kiralama sözleşmeleri” ibaresindeki “iş makineleri” ibaresi çıkarılmıştır. Bu değişiklik ile iş makinelerinin kiralanmasının döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabileceği sonucu çıkmaktadır.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, taşıt kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir (Önemli not: 13 Eylül 2018’den önce imzalanan taşıt kiralama sözleşmelerinin Türk Lirasına dönüştürülme zorunluluğu bulunmamaktadır. Lütfen Bölüm 5’e bakınız).

Ancak bunlar dışında kalan her türlü menkulün (taşınır) ve iş makinelerinin kiralanmasına ilişkin sözleşmelerde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

h)   Yazılım ve Donanımlara ilişkin Sözleşmeler

Değişiklik: Tebliğ ile, önceki metinde yer alan bir belirsizlik giderilmiş ve yurt dışında üretilen donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinin de döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabileceği netleştirilmiştir.

Güncel Durum: Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmeleri ile yurt dışında üretilen donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Bununla birlikte, Karar’da “lisans” sözleşmeleri yasak kapsamına alınmamışken gerek bir önceki tebliğ gerek bu Tebliğ ile dolaylı olarak yasak kapsamına alınmış görülmektedir. Her ne kadar bu “dolaylı eklemenin” hukukiliği tartışmalı olsa da, Bakanlık’ın, Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılacak, yurt içinde üretilen yazılımların satış sözleşmeleri ile yurt içinde üretilen donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılamayacağı görüşünde olduğu anlaşılmaktadır.

i)    Leasing Sözleşmeleri

Güncel Durum: 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 17 ve 17/A maddeleri kapsamındaki finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri döviz cinsinden belirlenebilecektir.

Bu sayılanlar dışında kalan ve Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılacak menkul ve gayrimenkullere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri ise döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

j)    Kamunun Taraf Olduğu Sözleşmeler

Değişiklik: Tebliğ ile,

  • Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu ihale, sözleşme ve milletlerarası anlaşmalara ilişkin olarak yüklenicilere tanınan dövizle sözleşme yapma istisnasının kapsamı genişletilmiş, gayrimenkul kiralama sözleşmelerinin de döviz cinsinden yapılabilmesine imkan tanınmıştır. Ayrıca dövizle sözleşme yapma hakkı veren istisna kapsamına anılan yüklenicilerin dışında görevli şirketler ve bunların sözleşme imzaladığı taraflar da eklenmiştir.
  • 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a ilişkin önceki metindeki düzenleme değiştirilmiş ve Kanun kapsamındaki işlemlere ilişkin tüm sözleşmelerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak yapılabileceği, bu işlemlerle ilgili olarak bankaların taraf olduğu sözleşmelerin de döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabileceği belirtilmiştir.

Güncel Durum: Kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında gerçekleştirilecek olan projeler dahilinde; yükleniciler veya görevli şirketler ile bunların sözleşme imzaladığı taraflarınüçüncü taraflarla akdedeceği sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir. Ancak bu yüklenicilerin yapacakları gayrimenkul satış ve iş sözleşmelerine istisna getirilmiş olup bu sözleşmeler döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenemeyecektir.

28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili sözleşmelerde ve bu işlemlerle ilgili bankaların taraf olduğu sözleşmelerde, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecektir.

k)   Sermaye Piyasasına ilişkin Sözleşmeler

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülükler döviz cinsinden kararlaştırılabilecektir. Ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar hükümleri saklıdır.  

l)    Havacılık Sektörüne ilişkin Sözleşmeler

Aşağıda anılan şirketler, gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricinde olmak kaydıyla Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak sözleşme yapabileceklerdir:

  • Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari havayolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler;
  • sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıklar

2.   Kıymetli Evrak Düzenlenmesi

Değişiklik: Tebliğ ile, önceki metnin düzenlemesi nedeniyle ortaya çıkan bir belirsizlik giderilmeye çalışılarak 13 Eylül 2018’den önce düzenlenmiş ve dolaşıma girmiş kıymetli evrakların bu geçici madde hükmünden istisna olduğu ve dolayısıyla döviz cinsinden veya dövize endeksli olabileceği belirtilmiştir.

Güncel Durum: Tebliğ uyarınca, döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme düzenleme yasağı getirilen sözleşmeler uyarınca düzenlenecek kıymetli evraklar (çek, senet, bono) da döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak düzenlenemeyecektir. Ancak 13 Eylül 2018’den önce düzenlenen ve dolaşıma giren kıymetli evraklar bu yasak kapsamında değildir.

3.   “Dövize Endeksli” Sözleşme Kavramı (not: taşımacılık sektöründe akaryakıt fiyatlarına endekslemeye imkan tanınmıştır)

Değişiklik: Tebliğ ile, taşımacılık faaliyetlerine ilişkin hizmet sözleşmelerinde akaryakıt fiyatlarına endeksleme yapılmasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemenin Tebliğ’in “hizmet” sözleşmelerine ilişkin kısmında bir istisna olarak tanımlanmak yerine “dövize endeksli sözleşme” tanımında yer verilmesi nedeniyle “akaryakıt fiyatlarına endekslenmiş taşımacılık faaliyetlerine ilişkin hizmet sözleşmelerinin” dövize endeksli olarak kabul edilmediği sonucu çıkmaktadır.

Güncel Durum: Tebliğ ile, “dövize endeksli” sözleşme kavramı da açıklanmış olup bu kapsamda, uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmelerin de dövize endeksli sözleşme olduğu belirtilmiştir. Ancak taşımacılık faaliyetlerine ilişkin hizmet sözleşmelerinde akaryakıt fiyatlarına endeksleme yapılması mümkün olup bu durum yasak kapsamında değildir.

4.    “Türkiye’de yerleşik kişi” kavramı

Değişiklik: 6 Ekim 2018 tarihli tebliğ ile genişletilen “Türkiye’de yerleşik kişi” tanımında belirsizlikleri ortadan kaldırmak amacıyla Tebliğ ile bir düzeltme daha yapılmış, ayrıca bu tanıma giren şirketlerin yurt dışında ifa edilen sözleşmelerinin bu durumdan istisna olduğu, bu sözleşmelerin dövizle sözleşme yapma yasağı kapsamında olmayacağı belirtilmiştir.

Güncel Durum: Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’’da Türkiye’de yerleşik kişiler “Yurtdışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahibi dahil Türkiye’de kanuni yerleşimi bulunan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlanmıştı. Tebliğ ile birlikte “Türkiye’de yerleşik kişi” kavramına aşağıdaki kişiler de dahil edilmiştir:  

Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler Türkiye’de yerleşik kişi kabul edilmiştir. Ancak bu şirketlerin taraf olduğu yurt dışında ifa edilen sözleşmeler dövizle sözleşme yapma yasağı kapsamında olmayacaktır.

Bu kapsamda, özellikle Türkiye’de yerleşik şirketlerin yurtdışındaki teşebbüslerinin Türkiye’de ifa edilen sözleşmeleri de dövizle sözleşme yapmaya ilişkin getirilen yasak kapsamında değerlendirilecektir.

5.   Karardan önce imzalanan sözleşmelere ilişkin ek istisnalar

Değişiklik: Tebliğ ile,

  • 13 Eylül 2018 tarihinden önce akdedilen yolcu taşıma amaçlı ticari taşıt satış sözleşmelerinin de yasaktan istisna olduğu ve dövize dayalı olarak düzenlenebileceği belirlenmiş,
  • 13 Eylül 2018 tarihinden önce akdedilen menkul ve gayrimenkullere ilişkin finansal kiralama sözleşmelerinin de yasaktan istisna olduğu ve dövize dayalı olarak düzenlenebileceği belirlenmiştir.

Güncel Durum: Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan Karar’a eklenen Geçici 8.madde ile, 13 Eylül 2018’den daha önce akdedilmiş ve dövizle sözleşme yapma yasağı kapsamına giren sözleşmelerin bedellerinin de 13 Ekim 2018 tarihine kadar taraflarca Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesi gerekmekteydi.

Dövizle sözleşme yapma yasağına tabi olmayan istisnalar 13 Eylül’den önce akdedilmiş sözleşmeler için de geçerli olup, bu sözleşmelerin bedellerinin de Türk Lirasına çevrilmesi zorunluluğu yoktur.

Bununla birlikte 13 Eylül 2018’den önce imzalanan taşıt kiralama ve yolcu taşıma amaçlı ticari taşıt satış sözleşmeleri ile menkul ve gayrimenkullere ilişkin finansal kiralama sözleşmelerin bedellerinin de Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesi gerekmemektedir.

Burada sayılanlar dışında kalan döviz cinsinden veya dövize dayalı tüm sözleşme bedellerinin 13 Ekim 2018 tarihine kadar taraflarca yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

6.   Karar’dan önce imzalanan sözleşme bedellerin yeniden belirlenme usulü

Eğer taraflar sözleşme bedellerini Türk Parası olarak yeniden belirlemede uzlaşamazlarsa bu bedeller aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  • Söz konusu döviz bedelinin öncelikle 2 Ocak 2018 tarihinde belirlenen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru kullanılarak hesaplanan Türk parası karşılığı bulunacak,
  • Bulunan bu Türk Lirası bedeli, 2 Ocak 2018 tarihinden bedellerin yeniden belirleneceği tarihe kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılarak yeni sözleşme bedeli belirlenecektir.

Bununla birlikte konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmeleri için farklı bir hesaplama yöntemi getirilmiştir.

İlgili maddeden anlaşıldığı kadarıyla, 13 Eylül 2018’den önce akdedilen konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller de yukarıdaki hesaplama yöntemine göre iki yıllık süre için Türk parası olarak belirlenecektir. Ancak, Türk parası olarak belirlemenin yapıldığı kira yılının sonundan itibaren bir yıl geçerli olmak üzere; yukarıdaki hesaplama yöntemi uyarınca Türk parası olarak belirlenen kira bedeli, belirleme tarihinden belirlemenin yapıldığı kira yılının sonuna kadar Türkiye İstatistik Kurumunun belirlediği TÜFE aylık değişim oranları artırılması yoluyla belirlenecektir. Bir sonraki kira yılı kira bedeli ise, önceki kira yılında geçerli olan kira bedelinin Türkiye İstatistik Kurumunun belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması yoluyla belirlenecek ve belirlenen Türk parası cinsinden kira bedeli belirtilen bu iki yıllık sürenin sonuna kadar geçerli olacaktır.

7.   Tahsil Edilmiş ve Muaccel Olmuş Alacakların Durumu

Değişiklik: Tebliğ ile, Türk lirası bedele çevirme yükümlülüğü olmayan durumlara “gayrimenkul kira sözleşmeleri kapsamında verilen depozitolar ile sözleşmelerin ifası kapsamında dolaşıma girmiş kıymetli evraklar” da eklenmiştir.

Güncel durum: Türk Lirası bedele çevirme yükümlülüğü, (i) tahsili yapılmış veya gecikmiş alacaklar ile (ii) gayrimenkul kira sözleşmeleri kapsamında verilen depozitolar ile (iii) sözleşmelerin ifası kapsamında dolaşıma girmiş kıymetli evraklar için uygulanmayacak olup bu alacaklar döviz üzerinden talep edilebilecektir.

8.   Tebliğ ile Yasak Kapsamından Çıkarılan Sözleşmelerin Durumu  

Tebliğ düzenlemesi ile birlikte gündeme gelen önemli bir konu ise, Karar ve bir önceki tebliğ uyarınca dövizle sözleşme yasağı kapsamına giren ve bu çerçevede tadil edilen ya da tadil edilmiş kabul edilen; ancak işbu Tebliğ düzenlemesi ile bu yasak kapsamından çıkarılan sözleşmelerin durumunun ne olacağıdır.

Öncelikle, Karar ve bir önceki tebliğ uyarınca dövize dayalı olup da Türk lirası bedele dönüştürülen sözleşmelerin, Tebliğ ile bu yasak kapsamından çıkarılmaları durumunda tekrar döviz bedele dönüştürülmesi imkanı olduğu (ya da bunun zorunlu olduğu) yönünde açık bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.

Ayrıca sözleşmelerin tadiline neden bir mevzuat hükmü sonradan değiştirilmesi nedeniyle “sözleşmenin uyarlanması” veya “irade sakatlığı” gerekçelerine dayanılarak anılan sözleşmelerin tekrar döviz bedele dönüştürülmesi değerlendirilebilecekse de bunun mahkemelerce kabul edilip edilmeyeceği belirsizdir. Her halükarda bu belirsizliği ortadan kaldırılması amacıyla Bakanlık tarafından ek bir düzenleme yayımlanarak bu konunun açıklığa kavuşturulması uygun olacaktır.

Tebliğ metnine şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/11/20181116-8.htm

---

Yazının yayınlanma tarihi: 20 Kasım 2018

İnternet Yayınlarına RTÜK denetimi: Yönetmelik taslağı yayınlandı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) işbirliğinde hazırlanan Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik Taslağı (Taslak) 27 Eylül 2018 tarihinde RTÜK tarafından kamuoyunun görüşüne açılmıştır. Taslak’ın ufak değişikliklerle birlikte yakın zamanda Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

1.  Kimleri kapsamaktadır?

Taslak,

  • internet ortamında sunulan radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sağlayan, bu hizmetlerin düzenlenme ve yayınlanma biçimine karar veren medya hizmet sağlayıcıları ile
  • çok sayıda radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini, internet sitesi veya mobil uygulamalar ile kullanıcıların hizmetine sunan platform işletmecilerini kapsamaktadır.

Taslak metnindeki belirsizlikler nedeniyle bu kavramların şimdilik net olmadığı görüşündeyiz. Ancak genel olarak yayınlarını internet üzerinden de sağlayan NTV Radyo, TRT Radyo gibi radyo kuruluşları ve CNN Türk, Kanal D, TRT gibi televizyon kuruluşları ile yine bu yayınlara daha sonra isteğe bağlı olarak ulaşma imkanı sunan benzer radyo, televizyon kanalları ile diğer hizmet sağlayıcıların medya hizmet sağlayıcısı olacağı söylenebilecektir. 

Diğer yandan, radyo yayınları, televizyon yayınları ile isteğe bağlı yayınları internet ortamında bir arada sağlayan Tivibu, Digitürk-Dilediğin Yerde, D-Smart Go, Turkcell Tv+ gibi kuruluşların da platform işletmecisi sayılacağı görüşündeyiz. 

Taslak ile Netflix, BluTV, PuhuTV kendisine ait orijinal içerikleri hem de başkaları tarafından üretilmiş içerikleri yayınlayan platformların internet yayıncı platformlarının da düzenlemeye tabi tutulmasının amaçlandığı görülmektedir. Bununla birlikte bu platformların medya hizmet sağlayıcı mı, yoksa platform işletmecisi mi sayılacağı açık değildir. Bu hususun Taslak metninin yürürlüğe girmesinden önce netleştirilmesi uygun olacaktır.

Son olarak, içerik veya yer sağlayıcısı yurtdışında olmasına rağmen (i) internet ortamından Türkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya (ii) yayın dili Türkçe olmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer veren kuruluşlar da Taslak kapsamında sayılmıştır.

2.  Kimler kapsam dışıdır?

Taslak uyarınca,

  • bireysel iletişim hizmetleri ile
  • radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar ve
  • radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerine yalnızca yer sağlayan gerçek ve tüzel kişiler Taslak kapsamına alınmamıştır. 

Bu kapsamda, whatsapp, skype gibi uygulamalar üzerinden yapılan görüntülü yayınların bireysel iletişim hizmeti olarak Taslak kapsamında olmadığı, Youtube gibi video paylaşım platformlarının da “yer sağlayıcı” olarak kapsam dışında tutulacağı görüşündeyiz.

3.  Kimlerin lisans veya yetki alması gerekecektir?

Yayın hizmetlerini sadece internet ortamında sunan medya hizmet sağlayıcıları, her bir hizmet (radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın) için ayrı ayrı olmak üzere 3 farklı internet üzerinden yayın lisansı almaları gerekecektir.

Bu lisansı alacak kuruluşların, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti sunma amacıyla Türkiye’de kurulu bir anonim şirket olmaları, ilgili mevzuatta öngörülen en az sermaye tutarının tamamının ödenmiş olması ve kuruluşun ortak, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, sorumlu müdür ve genel müdür yardımcısının adli sicil kaydı olmadığına dair beyanları olması gibi bazı şartları da yerine getirmesi gerekmektedir. İnternet üzerinden yayın lisansları 10 yıl süreyle verilecek olup ücretleri: radyo yayını sunacaklar için 10.000 TL, televizyon yayını sunacaklar için 100.000 TL ve isteğe bağlı yayın hizmeti sunacaklar için 100.000 TL olarak belirlenmiştir.

RTÜK’ten daha önce geçici yayın hakkı veya yayın lisansı olan medya hizmet sağlayıcıları (radyo ve televizyon kanalları), bazı izin ve bildirim yükümlülüklerini yerine getirmek şartıyla lisans almadan yayınlarını internet ortamından da sunabileceklerdir.

Platform işletmecilerinin ise RTÜK’ten internet ortamından yayın iletim yetkisi almaları gerekecektir. Bu yetkinin alınabilmesi için Türkiye’de kurulu bir limited veya anonim şirket olma ile kuruluşun ortak, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, sorumlu müdür ve genel müdür yardımcısının adli sicil kaydı olmadığına dair beyanları olması gibi bazı şartlar getirilmiştir. Yayın iletim ücreti ise yıllık 100.000 TL olarak belirlenmiştir.

4.  Taslak kapsamındaki kuruluşların RTÜK’e karşı yükümlülükleri nelerdir?

Taslak ile medya hizmet sağlayıcılarına ve platform işletmecilerine bazı yükümlülükler getirilmiştir. Medya hizmet sağlayıcıları için getirilen “kullanıcı sayılarına ilişkin RTÜK tarafından talep edilen her türlü bilgi ve belgeyi de RTÜK’le paylaşma” yükümlülüğü, kamuoyunda RTÜK’e kullanıcıların kişisel bilgilerine erişme yetkisi getirilmiş olduğu söylenerek eleştirilmektedir.

Diğer yandan medya hizmet sağlayıcıları, RTÜK tarafından uygun bulunmayan yayın hizmetlerini yayın kataloğundan çıkarmakla yükümlüdür.

Platform işletmecileri ise lisansı olmayan veya lisansı iptal edilen medya hizmet sağlayıcılarının yayınlarını iletmemekle yükümlüdürler. 

5.  Yaptırımlar nelerdir?

Yayın lisansı almadan internet ortamında yayın hizmeti verenler ile yayın iletim yetkisi olmadan yayın iletimi yapanlar, öncelikle RTÜK internet sitesinde yayımlanarak verilen süre içinde lisans almaları gerektiği ihtar edilecek, ihlalin devam etmesi halinde ise sulh ceza hakimine başvurularak bu yayınlarla ilgili ilgili erişim engelleme kararı alınabilecektir. Ayrıca yayın lisansı almadan yayın yapanlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulacaktır. Verilen erişim engellemesi kararlarını yerine getirmeyen erişim sağlayıcılar ile yer ve içerik sağlayıcılara BTK tarafından idari para cezası verilebilecektir. Ayrıca belirli hallerde RTÜK’ün internet üzerinden yayın lisansını iptal etme yetkisi bulunmaktadır.

6.  Geçiş süreci var mıdır?

Taslak’ta yer alan geçici madde uyarınca, Taslak’ın yürürlüğe girmesi halinde,

  • Karasal, uydu, kablolu veya diğer ortamlarda geçici yayın hakkı veya yayın lisansı olan medya hizmet sağlayıcıları 1 ay içerisinde gerekli bilgi ve belgelerle RTÜK’e başvurarak yayınlarına internet ortamında devam edebileceklerdir.
  • Herhangi bir geçici yayın hakkı veya yayın lisansı olmadığı halde internet ortamında radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti sunan kişiler ise 1 ay içinde RTÜK’e yayın lisansı başvurusunda bulunmaları şartıyla lisans verilinceye kadar yayınlarına devam edebileceklerdir. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayanlar veya eksiklikleri tamamlamayanların yayınları hakkında erişim engelleme kararı verilebilecek ve bu yayını yapan gerçek kişiler ile tüzel kişilerin yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürü hakkında suç duyurusunda bulunulacaktır.
  • Yayın hizmetlerinin iletimi gerçekleştiren platform işletmecileri ise 1 ay içerisinde RTÜK’e yayın iletim yetkisi almak için başvuruda bulunmak şartıyla yetki verilinceye kadar faaliyete devam edebileceklerdir. Bu süre içerisinde başvurmayanlar veya eksiklikleri tamamlamayanlar hakkında ise erişim engelleme kararı verilebilecektir.

7.  Ne zaman yürürlüğe girecektir?

Öncelikle Taslak henüz resmi olarak kabul edilmemiş, dolayısıyla henüz yürürlüğe girmemiştir. Taslak’ın kabul edilmesi halinde ise, yayın lisansı almadan yayın yapanlar ve yayın iletim yetkisi almadan iletim yapanlar hakkında erişim engelleme kararı verilmesini öngören maddeler yönetmeliğin yayımından 1 ay sonra, diğer maddelerin ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

Taslak metnine şu linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.rtuk.gov.tr/assets/Galeri/Haberler/radyo-televizyon-ve-istege-bagli-yayinlarin-internet-ortamindan-sunumu-hakkinda-yonetmelik-taslagi.pdf

---

Yazının yayınlanma tarihi: 1 Ekim 2018

Kambiyo senedi mi, teminat senedi mi?

Bugünkü Cuma yazısında "bir senedin kambiyo senedi mi, teminat senedi mi olduğu" konusundaki tartışmayı masaya yatıralım istedim.

Kambiyo senedi nedir? Ne işe yarar?

Kambiyo senedi, bir paranın ödenmesi için “koşulsuz” bir vaat içeren ve üzerinde kesin olarak yer alması gereken bilgilerin kanunla belirlendiği bir belgedir. Bazı istisnalar hariç olarak kolayca el değiştirmeleri önemli özelliklerinden biridir.

Kambiyo senetleri üç tanedir. Bunlar emre yazılı senet (bono), çek ve poliçedir.

Neden kambiyo senedi alalım? Sözleşme yeterli değil mi?

Kambiyo senedinin en büyük avantajı icra takibinde sağladığı kolaylıktır.  

Kambiyo senedine dayanmayan, örneğin sadece bir sözleşmeye ya da faturaya dayanan bir icra takibinde, borçlunun ödeme emri kendine ulaşmasından itibaren 7 gün içerisinde borca itiraz etme hakkı vardır. Bu itirazın bu süre içerisinde icra dairesine yapılması halinde takip durur. Bu takip ancak alacaklının mahkemede “itirazın iptali davası” açıp bunun kazanması halinde devam eder.

Kambiyo senetlerinde ise borca yapılan itiraz, satıştan başka icra takibi işlemlerini durdurmaz. Yani alacaklı hacze, değer tespitine devam edebilir. Ayrıca borçlunun bu itirazı, “icra mahkemesine” “5 gün içerisinde” yapması gerekir.

Bu durumda borçlu takibi, ancak bir “menfi tespit davası” açması ve bu davada da takibin tedbiren durdurulmasını talep etmesi halinde durdurabilir. Bu durumda da icra dairesine borcun tamamını yatırarak, mahkemeye de borcun %15’i kadar teminat göstermesi gerekmektedir. Bu da borcun %115 kadar bir teminat bedeli anlamına gelmektedir.  Bazı durumlarda, icra mahkemesi de icranın geçici olarak durdurulması kararı verebilmektedir; ancak icra mahkemesinin bu yetkisi sınırlı sayıdaki iddia/durum için geçerlidir.

Buna ek olarak kambiyo senedi alacaklısı, takipten önce borçlunun mal kaçırmasını önlemek için mahkemeden “ihtiyati haciz” kararını talep ettiğinde, mahkemeler genellikle ihtiyati haciz kararı vermektedir.   

Dolayısıyla kambiyo senedi alacaklısı, adi senet (sözleşme) ya da fatura alacaklısına göre çok daha avantajlıdır.

Teminat senedi nedir?

Teminat senedi, adı üzerinde, bir borcun teminatı olarak verilmiş bir senettir. Teminat senedinin kambiyo senedinden en büyük farkı “koşullu” verilmiş olmasıdır. Bu koşul ise söz konusu borcun gereği gibi ifa edilmiş olmaması koşuludur. Yani ancak taahhüt edilen bir borç gereği gibi ifa edilmezse, teminat senedine konu para alacağı -uğranılan zarar nispetinde- doğar.

Teminat senedi, kambiyo senedinin yukarıda saydığımız avantajlarına sahip değildir. Dolayısıyla el değiştirme ya da icra takibi kolaylığı sağlamaz. Teminat senedine dayalı bir alacağın doğup doğmadığı yargılama ile belirlenir. Dolayısıyla teminat senedine konu takip sözleşme ya da faturaya dayalı takipten faklı değildir.

Bir kambiyo senedi hangi şartlarda teminat senedi kabul edilebilir?

Yargıtay üzerinde “teminat senedir” “teminat için verilmiştir” gibi ifadeler bulunan kambiyo senetlerini uzunca bir süredir teminat senedi kabul ediyordu. Hala da bu tür kararlara rastlanabiliyor. Fakat Yagıtay’ın son kararları büyük ölçüde bunun yeterli olmadığı yönünde. Bu kararlara göre, bir kambiyo senedinin teminat senedi kabul edilmesi için, senet üzerinde hangi ilişkiye ya da sözleşmeye teminat olarak alındığının belirtilmesi ve söz konusu sözleşmede de ilgili senede atıf yapılması gerekmekte.

Peki, teminat senedini neden alalım?

Herhangi bir dava avukatına bu soruyu sorun; yüzlerinde pek de anlaşılmaz bir ifade görürsünüz. Neden mi? Çünkü piyasada bu tür senetleri almak neredeyse mutat bir uygulamadır. Fakat uygulamada hiçbir avukat elindeki teminat senedinin pratik faydasını görmemiştir. Bir dava avukatı olsa olsa, “belki borçlu, senedin teminat senedi sayılması için gereken ifadeleri eksik yazar da, bu senedi kambiyo senedi olarak takibe koyarım” diye umabilir.

Özetle, bana sorarsanız bir borç için usulüne uygun bir teminat senedi almasının alacaklıya çok büyük bir pratik faydası bulunmuyor. Elinizde yazılı bir sözleşme varsa, zaten sözleşme çerçevesinde borcun gereği gibi yerine getirilmediğini mahkemede iddia ve ispat etmeye çalışacaksınız. Elinizdeki teminat senedi ancak bu konudaki iddianızın güçlendiren ve hukukumuzda “delil başlangıcı” olarak ifade edilen bir ek bir delil kabul edilebilir; hepsi bu.  

----

Yazının yayınlanma tarihi: 23 Eylül 2016

Kişisel Verilerin Korunması Mevzuatı çerçevesinde Ticari İletişim (Pazarlama İletişimi)

Bilindiği gibi Kişisel Verileri Koruma Kurulu, pek de alışık olmadığımız bir yöntemle (bir haber sitesi aracılığıyla) izinsiz ticari ileti gönderenlere ceza keseceğini açıkladı. 

Ben de uzun süredir taslak halinde tutup bir türlü tamamlamadığım bu yazıyı artık tamamlayıp yayınlamanın vaktinin geldiğini düşündüm…

Ayrıca bu yazıda işlenen bazı konuları, Veri Koruma Derneği’nin dünkü sempozyumunda moderasyonunu üstlendiğim panelde Dr. Nafiye Yücedağ Hocam ile konuşma fırsatı bulmamız çok güzel bir tesadüf oldu.

Keyifle okuyunuz...

1.   Ticari iletişim nedir? Pazarlama ve tanıtım amacıyla elektronik ticari ileti gönderilmesine ilişkin özel bir düzenleme var mıdır?

Ticari iletişim, kazanç sağlama amacıyla yapılan her türlü iletişimi ifade eder. Pazarlama faaliyeti amacıyla SMS, e-mail (elektronik ticari ileti) gibi çeşitli mecralardan hedef kitleye ulaşılması da bu iletişimin içerisinde kabul edilir. 

Bu iletişimi 15 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe giren Ticari İletişim ve Ticari İletiler Hakkında Yönetmelik (“Yönetmelik”) düzenliyor. Bu Yönetmelik Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a (“Kanun”) dayalı olarak çıkartıldı.

Gerek Kanun, gerek Yönetmelik Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndan (“KVKK”) yayımlanmasından da önce yürürlüğe girdi.

2.   Ticari iletişimin tabi olduğu kurallar nelerdir?

Yönetmelik temel olarak bu yazıda ele alacağımız 5 önemli şarttan bahsediyordu:

  • Pazarlama ya da tanıtım faaliyetleri vb. amaçlarla elektronik ticari ileti göndermek için alıcının onayının alınması gereklidir;
  • Bu onay, iletişim yoluyla alınamaz;
  • Bir hizmetin verilmesi için söz konusu onayın verilmesi ön şart olarak talep edilemez;
  • Kanunun yürürlük tarihinden önce (1 Mayıs 2015) gönderen ve alıcı arasında mal veya hizmet teminine yönelik işlemler sırasında alıcının iletişim adresinin vermesiyle oluşturulan veri tabanlarının onaylı olduğu kabul edilir; bu alıcılara Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra (15 Temmuz 2015) reddetme hakkı da tanınarak gönderilen ilk ticari elektronik iletide, gönderene ait veri tabanında kayıtlı olduğuna dair bilgiye yer verilir.
  • Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir.

3.   KVKK çerçevesinde ticari iletişimin kapsamında işlenen verilerin kişisel veri kabul edilebilir mi?

Öncelikle KVKK uyarınca kişisel verilerin tanımı “kimliği belirli ya da belirlenebilir olan geçek kişiye ait her türlü bilgi”dir.

Dolayısıyla bazı istisnai örnekler hariç (örneğin sadece e-mail adresi bilgisine sahip olunması ve bu e-mail adresi ilgili kişinin ismi ve soyadından oluşmaması), ticari iletişim kapsamında ilgili kişinin kim olduğu, iletişim bilgileri hatta bazı durumlarda alış veriş tercihleri dahi bilinmektedir. Dolayısıyla genel olarak ticari iletişim çerçevesinde işlenen verilerin KVKK anlamında kişisel veri kabul edilmesi uygun olacaktır.

Dolayısıyla başta aydınlatma ve rızaya ilişkin yükümlülükler olmak üzere, KVKK’nın tüm hükümlerinin ticari iletişimle kapsamında işlenen verilerle birlikte uygulanacağı sonucuna varılabilir.

4.   KVKK’nın geçiş maddesi çerçevesinde KVKK’dan önce ticari iletişim kapsamında işlenen veriler için ne yapılması gereklidir?

KVKK yürürlüğe girdiği anda Yönetmelik’e göre alıcıların durumlarını 3’e ayırmak gerekiyor: (i) ticari iletişim onayı alınmış kişiler, (ii) ticari iletişim onayları olduğu kabul edilen kişiler, (iii) esnaf ya da tacir olduklarından onay alınmasına gerek olmayalar.

4.1. Elektronik ticari ileti göndermek için onayı alınmış kişiler

KVKK’nın Geçici 1. Maddesine göre: KVKK’nın yayımı (7 Nisan 2016) tarihinden önce işlenmiş olan kişisel veriler, 7 Nisan 2016 tarihinden itibaren 2 yıl içinde (7 Nisan 2018) KVKK’nın hükümlerine uygun hâle getirilir. KVKK hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel veriler derhâl silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Ancak KVKK’nın yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar, bir yıl içinde aksine bir irade beyanında bulunulmaması hâlinde, KVKK’ya uygun kabul edilir.

Dolayısıyla ticari iletişim için onay alınmış kişilerden bir de tekrar KVKK anlamında rıza alınmasına gerek yoktur. Zira bu rızalar -KVKK yürürlüğe girdikten sonra aksine bir irade beyanında bulunulmaması hâlinde- hala geçerlidir.

Buradaki tartışma konusu “hukuka uygun alınmış rıza” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğidir. KVKK’dan önce de Anayasa’nın 20. maddesi yürürlüktedir ve bu madde “kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin “açık” rızasıyla işlenebilir.” demektedir.

Dolayısıyla ticari iletişim için alınmış rızaların “açık rıza” kapsamında girip girmeyeceği tartışılabilir. KVKK açık rızayı “belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rıza” olarak tanımlamıştır. Açık rızanın tanımı KVKK’dan önce belirli olmadığı için KVKK’nın Geçici Madde’si kapsamında Yönetmelik’e uygun olarak alınan rızanın geçerli olacağı sonucuna varılabilir.

Bununla birlikte rıza alınmasına gerek olmasa dahi, aynı zamanda aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde ilgili kişiye veri işlemeye ilişkin bilgilendirme yapılması gerekip gerekmediği de tartışmalıdır. Zira kanunda aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin bir istisna yoktur; dolayısıyla aydınlatmanın her halükarda yapılması gerektiği söylenebilir. Bununla birlikte aydınlatma ve rızanın birbirine sıkı sıkıya bağlı kavramlar olduğu kabul edildiğinden, rıza geçerliyse ek bir aydınlatmaya gerek olmadığı da ileri sürülebilir.

Bu belirsiz durumda aydınlatma yükümlülüğünün her ihtimale karşı yerine getirilmesi uygun bir çözüm olacaktır.

Bununla birlikte bu yapılmazsa, olası bir uyuşmazlıkta bu yükümlülüğün yerine getirilmediğine ilişkin bir iddia halinde söz konusu rızanın geçerli olduğu, aydınlatma ve rızanın birlikte düşünülmesi gerektiği, ek bir aydınlatmaya gerek olmadığı savunması da yapılabilir.  

4.2. Elektronik ticari ileti göndermek için onayı vermiş kabul edilen kişiler

Yine de gönderen ile Kanun’dan önce bir mal/hizmet alımı ilişkisi kurarken iletişim adresini vermiş ve bu şekilde “ticari iletişim onayı vermiş kabul edilen” alıcıların durumları açık değildir.

Zira bu kişiler “açık” bir rıza vermemiştir, fakat bir “yönetmelik” kapsamında rıza vermiş kabul edilmektedirler. Bu da Geçici Madde 1 lafzı kapsamında bir belirsizlik yaratmaktadır. Bu husus, Kurul’un bir ilke kararıyla “ticari iletişim onayı vermiş kabul edilen” alıcıların da Geçici 1. Maddede kapsamında rıza vermiş olarak değerlendirileceğine ilişkin bir karar vermesi ile pratik olarak çözülebilir. Zira aksi taktirde piyasada ciddi bir kaos oluşacaktır.

4.3. Esnaf ya da tacir olduklarından onay alınmasına gerek olmayan kişiler

Öncelikle bu istisnanın amacını anlamamız gerekir. Esnaf ya da tacir olan kişilerin kendilerine yönelmiş mal/hizmet satma teklifleri değerlendirmeleri kendi menfaatlerine olacaktır. Kendileriyle onay almadan kimse iletişime geçemez ise belki ihtiyaçları olan bir mal ya da hizmeti alma şansını kaçıracaklardır.

Bununla birlikte tacir ya da esnafa ait iletişim bilgilerinin aynı zamanda bir kişiye ait/ilişkin olması durumunda bu veriler aynı zamanda “kişiler veri” olarak kabul edilecektir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi bu veriler Yönetmelik çerçevesinde bir istisnaya tabidir. Dolayısıyla KVKK Geçici Madde 1 kapsamında burada alınmış bir “rıza”dan bahsetmek mümkün değildir.

Bununla birlikte Yönetmelik ile tanınan bu istisnanın mesaj gönderenler için bir “meşru menfaat kabul edilmesi gerektiği” görüşündeyim. Zira öncelikle bir KVKK’dan daha özel bir mevzuat (Yönetmelik) buna açıkça izin vermiştir; ayrıca bir tacir/esnafın avantajlı ürünler hakkında bilgi alması için kendisi için de bir menfaat sayılacaktır; ayrıca ticari ileti gönderimi makul, ölçülü seviyede tutulduğunda bu meşru menfaatin tacir/esnafın temel hak ve özgürlüklerini zedelemeyeceği ileri sürülebilir.  

Ayrıca eğer söz konusu iletişim bilgileri, ilgili kişi tarafından işine ilişkin web sitesinde yayınlanmışsa, bu durum KVKK m. 5 kapsamında “ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması” istisnası olarak değerlendirilebilir. Bu durumda “yayınlama amacı” da dikkate alınarak ilgili kişinin verisinin işlenmesi (kendisi ile pazarlama iletişimine geçilmesi) için rıza alınmasına gerek olmayacağına da söylenebilir.

Ayrıca yine alenileştirilmiş olunması gerekçesiyle KVKK’nın 10. Maddesinde düzenlenen “aydınlatma yükümlülüğü” 11. Maddede düzenlenen “ilgili kişinin hakları (zararın giderilmesini talep etme hakkı hariç)” ve 16. Maddede düzenlenen “Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü”ne ilişkin hükümler söz konusu iletişim faaliyeti için uygulanmayacaktır. 

Yine de burada dikkat edilmesi gereken iki önemli husus ise şunlardır.

  • ilgili kişinin alenileştirme amacı dışında, örneğin bir demir çelik tedarikçisinin işi için oluşturmuş olduğu bir websitesinde vermiş olduğu iletişim bilgileri üzerinden kendisiyle “bir alana bir bedava t-shirt kampanyası için” iletişime geçilmesinin, kanunun tanımış olduğu istisnadan (ya da meşru menfaat dayanağından) yararlanmaması gerektiği olduğu görüşündeyiz;
  • ayrıca ilgili istisnalara tabi olunsa halde dahi ilgili bu KVKK’dan muaf olunduğu anlamına gelmeyecektir. Dolayısıyla örneğin KVKK’nın 12. Maddesinde düzenlenen “veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler” bu veri işleme süreci için de geçerli olacaktır.

---

Yayınlanma Tarihi: 26 Ekim 2018

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe giriyor

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik neler getiriyor?

Kişisel Verilerin Korunması Kurulu tarafından kamuoyu ile önce taslağı paylaşılan ve hakkında görüş toplanan “Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik” (“Yönetmelik”) 28 Ekim 2017 tarihinde Resmi Gazetede yayımlandı. Yönetmelik 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girecek.

Yönetmelik, bu notta ayrıntılı olarak açıklayacağımız yükümlülüklere uyulmaması ile ilgili özel olarak bir cezadan bahsetmese de, Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (“Kanun”) 17. maddesine göre kişisel verileri belirlenen sürelerde silmeyen veya anonim hâle getirmeyenlerin Türk Ceza Kanununun 138. maddesine göre cezalandırılacağını; bu maddenin de bu suç için “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” öngörmüş olduğunu önemle hatırlatmak isteriz.

1.   Genel açıklama

Bilindiği gibi, Kanunun 7. Maddesine göre:

-      Veri sorumluları,

-      kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde,

-      bu verileri re’sen (kendiliğinden) veya ilgili kişinin talebi halinde,

-      silmek, yok etmek veya anonim hale getirmekle yükümlüdür.

İşte Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik Yönetmeliği (“Yönetmelik”) ise bu yükümlülüğün yerine getirilmesi ile ilgili esasları belirliyor.

Bununa ek olarak Yönetmelik, daha önceki bilgi notumuzda incelediğimiz Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik Taslağı (“Sicil Taslağı”) uyarınca Veri Sorumluları Siciline kaydolması gereken kişilerin, veri saklama ve imha esaslarını içeren Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası (“Politika”) hazırlama yükümlülüğünün esaslarını ve kapsamını belirliyor. Her iki Yönetmeliğe göre, bu Politika yine bu kişilerin Sicil Taslağı uyarınca hazırlaması gereken Kişisel Veri İşleme Envanterine uygun olacak hazırlanacak.

Yönetmeliğe ilişkin genel açıklama ve değerlendirmelerimizi aşağıda bilginize sunuyoruz:

2.   Kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halleri hangileridir?

Bilindiği gibi, Kanun uyarınca kişisel verilerin (genel nitelikli) işlenmesi aşağıdaki şartlara bağlıdır (m. 5):

(a) Açık rıza,

(b) Açık rıza olmadığı takdirde aşağıdaki şartlardan birinin varlığı:

(i)   Kanunlarda açıkça öngörülmesi.

(ii)  Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

(iii)  Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

(iv)  Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.

(v)   İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

(vi)  Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

(vii) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi ise aşağıdaki şartlara bağlıdır (m. 6):

(a)   Açık rıza,

(b)   Açık rıza olmadığı takdirde aşağıdaki şartlardan birinin varlığı:

(i)   sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler için kanunlarda öngörülmesi,

(ii)  Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbı teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca işlenmesi.

Yönetmelik bu şartlara genel bir atıf yaparak bu şartların ortadan kalkması halinde veri işleme şartının ortadan kalkacağını teyit etmiştir. Bununla birlikte Yönetmelik taslak halinden farklı olarak işleme şartlarının ortadan kalkmış kabul edileceği bazı hususları tek tek sayma yoluna gitmemiştir. Bu yaklaşımın yerinde olduğu görüşündeyiz. Zira bu tür durumların bazılarının tek tek sayılması bu listenin kapsayıcı/sınırlı sayıda durum içeren bir liste olduğu algısını yaratabilecektir. 

3.   Politika (Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası) nedir? Kim hazırlamalıdır?

Kuşkusuz Yönetmeliğin içerdiği en önemli hususlardan biri Politikanın hazırlanması ve kapsamına ilişkin esaslardır.

Bu Politikanın sadece Veri Sorumluları Siciline kaydolması gereken kişiler tarafından hazırlanması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Sicil Taslağı’nda sicile kaydolması gereken kişilere ilişkin kriterlerin (ve istisnaların) belirtilmediğini ve Kurul’un bu konuda henüz bir karar vermediğini yeri gelmişken belirtelim.

  • Gerek bu Politika hazırlanırken, gerek bu Politika’dan bağımsız olarak yapılacak veri imha işlemlerinde aşağıdaki hangi ilkelere uymak gereklidir?

(a) Öncelikle, veri silme, saklama, anonimleştirme de dahil veri ile ilgili tüm işlemlerde Kanunun 4 üncü maddesindeki genel ilkelere uyulması zorunludur. Bunları hatırlatmak gerekirse:

(i)   Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma;

(ii)  Doğru ve gerektiğinde güncel olma;

(iii) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme;

(iv) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma;

(v) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme;

(b) Politikanın hazırlanmış olması; kişisel verilerin Kanun ve Yönetmeliğe uygun biçimde saklandığı, silindiği, yok edildiği veya anonim hale getirildiği anlamına gelmez. 

(c) Politika hazırlama yükümlülüğü altında bulunmayanların, kişisel verileri Kanun ve Yönetmelik uyarınca saklama, silme, yok etme ve anonim hale getirme yükümlülükleri devam eder.

(d) Kişisel verilerin saklanmasında ve imhasında, verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, verilere hukuka aykırı olarak erişilmesin önlemek gibi Kanunun 12 nci maddesinde yer alan güvenlik tedbirlerine, ilgili mevzuat hükümlerine, Kurul kararlarına, kişisel veri saklama ve imha politikasına uygun hareket edilmesi zorunludur.

  • Politika hangi bilgileri içerecektir?

Bu Politika:

(a) Kişisel veri saklama ve imha politikasının hazırlanma amacına,

(b) Kişisel veri saklama ve imha politikası ile düzenlenen kayıt ortamlarına,

(c) Kişisel veri saklama ve imha politikasında yer verilen hukuki ve teknik terimlerin tanımlarına,

(d) Kişisel verilerin saklanmasını ve imhasını gerektiren hukuki, teknik ya da diğer sebeplere ilişkin açıklamaya,

(e) Kişisel verilerin güvenli bir şekilde saklanması, hukuka aykırı olarak işlenmesi ve erişilmesinin önlenmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

(f)  Kişisel verilerin hukuka uygun olarak imha edilmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

(g) Kişisel verileri saklama ve imha süreçlerinde yer alanların unvanlarına, birimlerine ve görev tanımlarına,

(h) Kişisel verileri saklama ve imha sürelerini gösteren tabloya,

(i)   Periyodik imha sürelerine, ve

(j)   Mevcut kişisel veri saklama ve imha politikasında güncelleme yapılmış ise söz konusu değişikliğe, ilişkin bilgileri içerir.

4.   Verilerin silinmesi, yok edilmesi ve anonim hale getirilmesi ne demektir, bunlara ilişkin genel esaslar nelerdir?

(a) Verilerin silinmesi

(i)   Kişisel verilerin ilgili kullanıcılar (depolama hariç olmak üzere, veri sorumlusu nezdinde kişisel verileri işleyen kişi) tarafından hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(ii)  Veri sorumlusu, silinen kişisel verilerin ilgili kullanıcılar tarafından erişilemez ve tekrar kullanılamaz olması için gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri alır.

Yönetmelik taslaktan farklı olarak bazı örnek işlemleri sıralayarak, bunların yapılması halinde verilerin “silinmiş sayılacağına” ilişkin hükümleri barındırmamaktadır. Bunun yine sınırlayıcı bir liste yaratmamak amacıyla yapıldığı görüşündeyiz.

(b) Verilerin yok edilmesi

(i)   Kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(ii)  Veri sorumluları kişisel verilerin yok edilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri alır.

(c) Verilerin anonim hale getirilmesi

(i)   Kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesidir.

(ii)  Kişisel verilerin anonim hale getirilmiş olması için veri sorumlusu veya kişisel verilerin aktarıldığı alıcı ya da alıcı gruplarınca geri döndürme teknikleri kullanılması ya da verilerin başka verilerle eşleştirilmesi, gibi kayıt ortamı ve ilgili faaliyet alanı açısından uygun tekniklerin kullanılması yoluyla dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemez hale getirilmesi gerekir.

(iii) Veri sorumluları kişisel verilerin anonim hale getirilmesi ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri alır.

5.   Süreler

5.1. Re’sen (kendiliğinden) silme, yok etme veya anonim hale getirme süreleri

Politika hazırlamış olanlar: Yükümlülüğün ortaya çıktığı tarihi takip eden ilk periyodik imha işleminde

Politika hazırlama yükümlülüğü olmayanlar: Yükümlülüğün ortaya çıktığı tarihi takip eden 3 ay içerisinde

(i)   Periyodik imhanın gerçekleştirileceği zaman aralıkları, her halde 6 ayı geçemez.

(ii)  Kurul, telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması halinde, bu süreleri kısaltabilir.

5.2. İlgili kişinin talebi halinde silme, yok etme veya anonim hale getirme ya da ret süresi

Veri işleme şartları ortadan kalkmışsa: Talebin ulaşmasından itibaren 30 gün içerisinde silme, yok etme veya anonim hale getirme

Veri işleme şartları ortadan kalkmamışsa ama veriler üçüncü kişiye aktarılmışsa: Bu durumu ilgili üçüncü kişiye bildirme ve üçüncü kişi nezdinde Yönetmelik kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasını temin etme

Veri işleme şartları ortadan kalkmamışsa: 30 gün içerisinde gerekçesi açıklanarak ret cevabının ilgili kişiye yazılı ya da elektronik ortamda verilmesi

Yönetmelik metnine şu linkten ulaşabilirsiniz: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/10/20171028-10.htm 

---

Yayınlanma Tarihi: 3 Kasım 2017

Kitle fonlanması (“crowdfunding”) Türkiye’de yapılabilir mi? Yasal zemin buna izin veriyor mu? Nasıl bir yapı ile mümkün olabilir?

Kitle fonlaması (“crowdfunding”) ilk olarak 2006 yılında ABD’de ortaya çıkmış bir fonlama modeli. Hali hazırda ABD, AB ülkeleri, Japonya’da yaygın olarak başarı ile uygulanıyor.

Bu modelde amaç, her biri görece düşük bedel taahhüt eden çok sayıdaki yatırımcı aracılığıyla belirli bir projeye fon sağlamak.

Bu fonlama modelinin ana aktörleri, (i) girişimciler/proje sahipleri; (ii) yatırımcılar ve (iii) bu iki tarafı bir araya getiren bir platform olarak karşımıza çıkıyor.

Elbette bu tür bir fonlamanın 2006 gibi yakın bir zamanda ortaya çıkmasındaki neden internetin yaygın kullanılması ile yakından ilgili. Zira projelerin büyük kitlelere ulaşması ancak internet aracılığıyla mümkün olabiliyor.

Dolayısıyla kitle fonlaması platformları, işlettikleri “web siteleri” üzerinden girişimciler ve yatırımcıları bir araya getiriyorlar.

Kitle fonlamasını temel olarak üç ana yönteme ayırabiliriz. Bunları kısa özellikleri ile aşağıda belirtiyorum:

(i)       Bağış/ödül temelli kitle fonlaması: Bu kitle fonlaması türünde, yatırımcılar belirli bir kar amacıyla değil, daha manevi bir motivasyon ile, bazen de maddi ya da gayri maddi bir ödül karşılığında girişme fon sağlıyorlar. Gayri maddi ödüle örnek olarak: “bir film projesinde jenerikte teşekkürler kısmında adının yazılması” gösterilebilir.

(ii)      Hisse temelli kitle fonlaması: Bu kitle fonlaması türünde yatırımcılar tıpkı bir halka arz gibi, bir şirkete belirli bir pay karşılığında yatırım yapıyorlar. Klasik yatırıma en yakın olan kitle fonlaması modeli bu.

(iii)     Kredi temelli kitle fonlaması: Bu kitle fonlaması türünde yatırımcılar belirli bir faiz ile girişimciye borç veriyorlar. Bu model bankadan kredi alınmasına benzer bir model.

1.   Türkiye’deki yasal durum

Türkiye’de henüz kitle fonlaması ile ilgili özel bir düzenleme yok.

Sermaye Piyasası Kurulu, (“SPK”) 30 Mayıs 2014’te yayımlandığı 2014-2016 dönemine ilişkin stratejik planda, “kitle fonlaması” gibi modern finansman yöntemlerinin incelenip hayata geçirileceğini kamuoyuna açıkladı.

21 Mart 2016 tarihinde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı  Mehmet Şimşek kitle fonlaması sistemine ilişkin mevzuat üzerinde çalışıldığını; bu sistemin melek yatırımcı sitemi ile birlikte düşünüldüğünü; birkaç aya kadar bu konudaki çalışmanın tamamlanacağını belirtti. Fakat henüz kamuya açıklanmış herhangi bir kanun taslağı yok.

Her üç modele ilişkin mevcut yasal durum ve riskleri genel itibarıyla özetliyorum:

a) Bağış/ödül temelli kitle fonlaması

Kitle fonlamasına ilişkin özel bir mevzuat olmamasından dolayı bağış/ödül temelli kitle fonlaması henüz “gri” bir yasal zeminde kurgulanabiliyor.

Bu modele ilişkin riskler şunlar:

I. Yardım Toplama Kanunu ile ilgili riskler

Her ne kadar girişimcilere projeye yaptıkları katkı karşılığında bir ödül, plaket, ya da maddi/gayri maddi mal verilse de yapılan fonlamanın “yardım” gibi görünmesi ihtimali oldukça yüksek.

Bu durumda karşılaşılan sorun Yardım Toplama Kanunu’nun (“YTK”) getirdiği kısıtlamalar oluyor. Bunlardan en önemlileri:

(i) Kişi /kurum kısıtlaması

YTK uyarınca sadece kamu yararına uygun olarak, (i) amaçlarını gerçekleştirmek, (ii) muhtaç kişilere yardım sağlamak ve (iii) kamu hizmetlerinden bir veya birkaçını gerçekleştirmek veya destek olmak üzere ancak şu kişi ve kuruluşlar yardım toplayabilir: gerçek kişiler, dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler.

Dolayısıyla bir ticari şirket tarafından bağış toplanması ve buna aracılık edilmesi TYK uyarınca mümkün görünmüyor.

(ii) İzin gerekliliği

Bazı istisnalar saklı kalmak kaydıyla, her bir yardım toplama işlemi illerde valiliğin, ilçelerde kaymakamlığın iznine tabi.

İzin başvurusu yapılırken müracaat dilekçelerinde hangi amaçla ve ne miktarda yardım toplanacağı, yardım toplama faaliyetlerinin sürdürüleceği il ve ilçeler, yardım toplama şekillerinden hangilerinin uygulanacağı, kaç kişi çalıştırılacağı gibi hususlar belirtilmeli.

(iii) İstisnalar

Vakıflar ve derneklerin kendi internet siteleri aracılığıyla bağış toplaması YTK kapsamında değerlendirilmiyor. Vakıflar ve dernekler, belirli yerlerde ilan etmemek, duyurmamak, stant vb. açmamak kaydıyla kendi merkezlerine gelenlerden makbuz yoluyla ya da web sitelerine girenlerden banka hesabına transfer yoluyla bağış toplayabiliyorlar.  

Kamu yararına çalışan dernek, kurum ve vakıflardan Bakanlar Kurulu tarafından belirlenenler, duyuru yaparak, stant açarak yaparak dahi izin almadan yardım toplayabiliyorlar.

YTK hükümlerine aykırı yardım toplanması halinde, idari para cezası ile toplanan yardımlara idare tarafından el konulması riski ile karşılaşılabilir.

II. Diğer riskler

(i) Dolandırıcılık/taahhütlerin yerine gelmemesi

Kitle fonlaması ile ilgili en önemli risklerden biri “dolandırıcılık” riski. Zira bu sisteme hiçbir gerçek projesi olmadan girerek, para toplayan, proje yapmayan ve projenin başarısız olduğu şeklinde bir açıklama ile bunu gerekçelendirmeye çalışan dolandırıcılar söz konusu olabilir.

Düşük de olsa, söz konusu platformu işletenlerin de “yardım eden” konumunda söz konusu cezaların yarısına çarptırılabilmeleri ihtimalleri vardır. Söz konusu yardım suçunun oluşması için temel şart “kast”ın varlığı. Dolayısıyla sözleşmeler, platformda yer alacak bildirimler, uyarılar yoluyla platformu işletenlerde bu kastın olmadığının gösterilmesi önem arz ediyor.

Ayrıca ortada gerçek bir projesi olup da, ödül taahhütlerini yerine getirmeyen girişimciler de olabilir. Bu da platformun hukuki sorumluluğunu doğurabilir. Yine sözleşmeler ve bildirimler yoluyla bu riskler asgari düzeye indirilmeye çalışılabilir.

(ii) E-ticaret sayılması

Kitle fonlamasına ilişkin özel bir mevzuat bulunmadığı için, düşük de olsa, kitlesel fonlamanın “internet üzerinden belirli bir mal satılması ya da hizmetin sunulmasına aracılık yapılması” gibi görülmesi olasılığı da var.

Bu durumda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’ndaki (“TKHK”) ve Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’unda yer alan (“ETDHK”) bilgilendirme ve diğer yükümlülüklere uyulması gerektiği öne sürülebilir. Bunlara uyulmaması halinde idari para cezalarının uygulanması gündeme gelebilir.

b) Hisse temelli kitle fonlaması

Türkiye’deki mevzuat henüz “Hisse temelli kitle fonlaması” yapmaya uygun değil.

“Hisse temelli kitle fonlaması” yapmak için Sermaye Piyasası Kurumu’ndan (“SPK”) izin alınması ve Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatına göre hareket edilmesi gerekli. Aksi takdirde hapis cezası alınması gündeme gelebilir. Bu tür bir halka arza aracılık etme faaliyeti ise ancak SPK tarafından lisanslı aracı kurumlarca yapılabilir.

c) Kredi temelli kitle fonlaması

Türkiye’deki mevzuat henüz “Kredi temelli kitle fonlaması” yapmaya da henüz uygun değil.

Zira kar/kazanç amaçlı kredi vermek ancak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’ndan alınacak lisans ile mümkün. Bu şekilde lisans almadan, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi halinde, tefecilik suçu çerçevesinde hapis ve adli para cezası ile karşılaşılabilir.

2.   Türkiye’deki mevcut durum karşısında işleyebilecek olası yapılar

Mevcut yasal zeminde, Türkiye’de ancak bağış/ödül temelli kitle fonlaması platformlarının kurulması mümkün görünüyor. Bunlar da ancak “gri” bir hukuki alan üzerine faaliyet gösterebiliyorlar. Hisse ya da kredi temelli kitle fonlaması faaliyeti ise mevcut durumda her halükarda yapılamıyor.

Peki, bağış/ödül temelli kitle fonlaması platformlarını kurarken ve işletirken hangi yapıları temel almak uygun olur?

Bağış toplama yetkisine sahip kişi ve kurumlara (vakıflara/derneklere/gerçek kişiler vb.) platform yoluyla aracılık etmek, kitle fonlaması konusunda izlenebilecek güvenli yöntemlerden biri.

Bu durumda dahi, (Bakanlar Kurulu kararı ile izin almaksızın yardım toplama faaliyetinde bulunma yetkisi bulunan kurum ve kuruluşlar hariç) ilgili kişinin ya da kurumun bağış toplama izni alıp almadığını kontrol etmek uygun olur.

İzlenebilecek ikinci bir yöntem ise bağış toplama yetkisine sahip bir kurum aracılığıyla bu faaliyetin yürütülmesi olabilir. Bu yöntem çerçevesinde bir amaç belirleyip, bu amaç doğrultusunda bağış toplama yetkisine sahip bir kurum (örn. vakıf ya da dernek) kurulması ve fonlamanın bu kurumlar üzerinden yapılması değerlendirilebilir.

Üçüncü bir yöntem ise, her ne kadar yapılan işlemin yardım toplama faaliyeti olarak kabul edilmesi ihtimali yüksek olsa da, bu sistem kendine has bir sistem gibi konumlandırılıp, ne bağış ne de elektronik ticaret olmadığı şeklinde bir görüş ortaya konabilir. Bu çerçevede sunulabilecek en önemli argüman, bu işlemin sözleşme serbestisi çerçevesinde kurulmuş kendine has bir sistem olduğu olabilir. Bu durumda platformun kendini tamamen aracı gibi göstermesi çok önemli. Fakat önemle hatırlatalım: Bu yöntem ile yukarıda özellikle YTK çerçevesinde saydığımız risklerin tam olarak bertaraf edilmiş olmayacağı görüşündeyim. Bu durumda ancak belirli bir ölçüde savunulabilecek argümanlar çerçevesinde bu risklerin alınabileceği söylenebilir.

---

Yazının Yayınlanma Tarihi: 18 Kasım 2016

OHAL Kapsamında Mal Varlığına El Konulan Kuruluşlardan Alacaklı Olanların Durumu

Bilindiği gibi OHAL ile ilgili olarak alınacak tedbirlere ilişkin ilk kararname ve müteakip kararnameler ile malum örgüt ile ilişkili olduğundan şüphelenilen birçok kuruluş kapatılarak mal varlıkları hazineye devredilmişti (R.G. yayım tarihi 23 Temmuz 2016).

Söz konusu kararnamede, bu kuruluşlardan alacaklı olanların borçlarını tahsil için hiçbir şekilde Hazineye başvuramayacaklarına ilişkin bir hüküm de yer alıyordu.

Bu kuruluşlardan alacaklı olanların, borçlarını tahsil edemeyecek olmasının, zincirleme bir etki yaratarak piyasayı olumsuz etkileyeceğinden kaygı duyuluyordu.

Evvelsi gün Resmi Gazetede yayımlanan yeni bir KHK ile, OHAL kapsamında kapatılarak mal varlıkları hazineye devredilen kuruluşların borçları ilgili tespit, görüşme, uzlaşma, ifaya devam, ifayı ret gibi işlemleri yürütmek üzere, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğer kuruluşlar yönünden Maliye Bakanlığı yetkili kılındı.

Bu kuruluşlardan alacaklı olanların, 17 Ağustos 2016’dan itibaren 60 gün içerisinde, mal varlığı devralınan kurumun niteliğine göre, Maliye Bakanlığı ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne alacaklarını ispat eder nitelikteki belgelerle müracaat etmeleri gerekiyor. Söz konusu bu süre 60 günlük süre 17 Ağustos 2016’dan sonra kapatılan kuruluşlar için kapatma tarihinden itibaren başlıyor.

---

Yazının yayınlanma tarihi: 19 Ağustos 2016

Süre doldu… Kişisel Verilerle ilgili Yeni Dönem Bugün İtibariyle Başlıyor

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “6 aylık geçiş dönemi"ne tabi hükümleri bugün yürürlüğe giriyor.

Bunlar:

  • Üçüncü kişilere ve yurt dışına veri aktarımı,
  • Veri ile ilgili kişinin veri sorumlusuna başvuru hakkı (bilgi edinme, değişiklik talebi, kanuna uyulması talebi vb.),
  • Kişisel Verileri Koruma Kurumu'na yapılacak başvuru ve şikayetler,
  • Kurum tarafından yapılacak denetime ilişkin ilkeler,
  • Veri sorumlularının Kurum'a kaydı,
  • Adli cezalar ve idari para cezaları ile ilgili hükümlerden oluşuyor.

Bu maddelerden “adli ve idari para cezaları” ile ilgili olanların bir süre daha ertelenebileceği yönünde sektörde bir beklenti vardı. Bugünkü Resmi Gazetede herhangi bir erteleme kararı bulunmuyor. Dolayısıyla artık kanun tüm maddeleri ile resmi olarak yürürlükte diyebiliriz.

Hatta bundan iki gün önce TBMM tarafından 5 tane “Kurul” üyesi atandı; bugün de bu karar Resmi Gazetede yayımlandı. İlgili linki buraya ekliyorum: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/10/20161007-2.pdf.

Bununla birlikte henüz “Kurum”un aktif olarak faaliyete geçtiğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış bir bilgi yok.

Ayrıca Kanun tam anlamıyla yürürlüğe girmiş olmasına rağmen özellikle İnternet bazlı iş yapan sektörlerde halen yaşanılan bazı tereddütler olduğu da muhakkak.

İnternet sitesi çerezleri (cookies) kullanımı konusunda, ilgili ilgili kişilerin onayının “zımni (üstü kapalı) olarak” almanın geçerli olup olmayacağı buna güzel bir örnek (örn. “siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez politikasını kabul etmiş sayılırsınız” gibi ifadelerle rızanın alınmış sayılması).

Kanun genel olarak veri kullanımı ile ilgili olarak “açık rıza” aradığı için bunun mümkün olmayacağını düşünenler de var; bu durumun kanundaki bazı istisnalar altında değerlendirilebileceğini düşünenler de. “Cookies”le ilgili ayrı bir düzenleme geleceği de tahmin ediliyor. Avrupa ülkelerinde bile “zımni rızayı” kabul eden ülkeler olduğu gibi “açık rıza” arayan ülkeler de bulunmakta. Yani bu konuda mevcut yasal zeminde kesin olarak bir hükme varmak mümkün görünmüyor. Bu tür “gri” alanlar ancak ikincil mevzuatın çıkmasıyla ve “Kurul"un uygulamaları ile şekillenecek. 

Hep birlikte takip edip göreceğiz.

---

Yazının Yayımlanma tarihi: 7 Ekim 2016

Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik Taslağı neler getiriyor?

Bilindiği gibi, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na dayalı olarak ilk çıkan yönetmelik 20 Ekim 2016 tarihide Resmi Gazetede yayımlanan “Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik”ti. Söz konusu yönetmelik büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan ve hükümlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından yürütüldüğü bir yönetmelikti.

Şimdi de karşımızda geçtiğimiz hafta Cuma günü (5 Mayıs 2017) Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun web sitesinde yayımlanan “Veri Sorumluları Sicil Hakkında Yönetmelik Taslağı” var. Bu taslak tamamen Kurul tarafından hazırlanan ilk taslak olma özelliğini taşıyor. Kurul, 20 Mayıs 2017 tarihine kadar taslak hakkında kamuoyundan görüş toplayacak.

Taslak, kişisel veri sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan Veri Sorumlularının kaydolması gereken Veri Sorumluları Sicilinin oluşturulması ile sicile yapılması gereken başvuru ve kayıtlara ilişkin usul ve esasları düzenliyor. 

Taslağın Veri Sorumlularına hiç de azımsanamayacak yükümlülükler yüklediğini söylemek yanlış olmaz. Taslak ayrıca “Kişisel Veri Envanteri”, “Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası” gibi kavramların tanımlarını içermesi ile yol gösterici bir niteliğe sahip. 

Taslakta dikkat çeken diğer bir husus ise, Türkiye’de yerleşik olmayan Veri Sorumlularının, Türkiye’de yerleşik bir Veri Sorumlusu Temsilcisi ataması yükümlülüğü olarak karşımıza çıkıyor. Bu yükümlülükten, verileri işlenen kişilerin (veri süjelerinin/ilgili kişilerin) Türkiye’de olması halinde Kanun’un uygulama alanının yurtdışına kadar uzanacağı anlamı çıkıyor. Bu yaklaşım AB Genel Kişisel Verileri Koruma Tüzüğü ile (GDPR) paralellik gösteriyor. Bununla birlikte kanımızca mevzuat sistematiği açısından Kanunun uygulama alanın (yurtdışındaki Veri Sorumlularına etkisinin) Kanunda açıkça belirtilmesi, bir yönetmelik maddesi ile zımni olarak ima edilmesinden daha doğru bir yaklaşım olur. Bunun Kanuna yapılacak tadillerde gündeme geleceğini öngörüyoruz.  

Taslakla ilgili bazı önemli hususları aşağıda belirttik:

1.   Sınırlı sayıda istisna

Taslak, sicile kaydolması gereken gerçek ve tüzel kişilerin kapsamına ilişkin istisnaları, “Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması” “İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi” ve bunlar gibi birkaç istisna ile çok sınırlı olarak belirtilmiş.

Bununla birlikte, Taslakta Kurula ayrıca “tamamen veya kısmen otomatik olarak gerçekleşmeyen kişisel veri işleme faaliyetleriyle ilgili olarak” kayıt yükümlülüğüne istisna getirme hakkı verilmiş. Kurul bu istisnaları “Kişisel verinin niteliği”, “Kişisel verinin işlendiği faaliyet alanı”, “Veri sorumlusunun yıllık cirosu”, “Veri sorumlusunun istihdam ettiği çalışan sayısı” ve bunlar gibi bazı kriterlere göre belirleyecek.

Eğer bir ifade hatası değilse, Kurulun istisna getirebilme yetkisinin “tamamen veya kısmen otomatik olarak gerçekleşmeyen kişisel veri işleme faaliyetleriyle” sınırlandırılmış olmasının çok yerinde bir düzenleme olmadığı görüşündeyiz.

2.   Kuruma kayıt için başvuru prosedürü

  • Zaman

Veri sorumluları, kişisel veri işlemeye başlamadan önce Sicile kaydolmak zorundalar. Kayıt yükümlülüğü altında bulunmayan, sonradan kayıt yükümlüsü haline gelen veri sorumluları ise yükümlülük altına girmelerinin ardından 30 gün içerisinde Sicile kaydolmak zorundalar. Taslakta herhangi bir geçiş dönemi ön görülmediği için bu sürenin Taslağın Yönetmelik olarak yayımlanması halinde uygulanacak süre olacağı anlaşılıyor. Bununla birlikte başvuru için Kurumdan bir kereye mahsus ek süre talep edilebilecek.

  •  Olmazsa olmaz: Kişisel Veri İşleme Envanteri

Kayıt başvurusu kapsamında Sicile sunulacak bilgiler Kişisel Veri İşleme Envanteri’ne dayalı olarak hazırlanacak.

Kişisel Veri İşleme Envanteri ise Taslakta “Veri sorumlularının iş süreçlerine bağlı olarak gerçekleştirmekte oldukları kişisel veri işleme faaliyetlerini; (i) kişisel veri işleme amaçları, (ii) veri kategorisi, (iii) aktarılan alıcı grubu ve (iv) veri konusu kişi grubuyla ilişkilendirerek oluşturdukları ve detaylandırdıkları envanter” olarak tanımlanmış.

Dolayısıyla tüm kurum ve kuruluşların Kanun kapsamında dönüşüm süreçlerini tamamlayarak Taslakta tanımlandığı şekilde Kişisel Veri Envanterlerini bir an önce hazırlamaları gerekiyor.

  •  Kayıt başvurusu sırasında Kuruma iletilecek bilgiler

Kayıt başvurusu sırasında sicile aşağıdaki bilgiler iletilecek:

(a) Veri sorumlusu ve varsa veri sorumlusu temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri kapsamında; Kurul tarafından belirlenecek başvuru formunda yer alan bilgiler, (b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, (c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar, (ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları, (d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler, (e) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve bunlara hukuka aykırı erişilmesini önlemek ile bunların muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik ve Kurul tarafından belirlenen kriterlere göre alınan tedbirler (Kanun m. 12), (f) Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.

Taslak ayrıca azami süre belirlerken dikkate alınacak kriterleri de yol gösterici olarak belirtiyor. Bu kriterlere “İlgili veri kategorisiyle alakalı olarak işleme amacıyla veri sorumlusunun faaliyet gösterdiği sektörde genel teamül olarak ne kadar süre gerekli olduğu”, “Veri sorumlusunun, ilgili kişisel veri kategorisinde yer alan kişisel veriye bağlı bir hakkın ileri sürülmesi için belirlenen zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu” örnek olarak gösterilebilir.

  • Kayıt başvurusu yolu: Veri Sicili Bilgi Sistemi (VERBİS)

Kuruma çoğu bilgi VERBİS adı verilen ve internet üzerinden erişilebilen bilişim sistemi üzerinden iletilebilecek.

Elbette Veri Sorumluları VERBİS aracılığıyla bu bilgilerin güncel ve doğru olmalarını da temin edecek.

3.   Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası

Veri sorumluları, (i) kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami sürenin belirlenmesi ve (ii) bu sürelerin Kişisel Veri İşleme Envanterinde belirtilen bilgilerle uyumu ve azami sürenin aşılıp aşılmadığının takibi için Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası hazırlayarak, bu politikanın uygulanmasını temin etmekle yükümlü olacaklar.

4.   Sicile erişim

Sicil kamuya açık olacak ve Veri Sorumlusu tarafından Sicile kayıt için verilecek birçok bilgi Kurum tarafından kamuya açıklanacak.

5.   Yurtdışındaki Veri Sorumluları için özel düzenleme: Veri Sorumlusu Temsilcisi

Türkiye’de yerleşik olmayan veri sorumluları, “Kurul veya Kurum tarafından yapılan tebligat veya yazışmaları veri sorumlusu adına tebellüğ veya kabul etme”, “Kurul veya Kurum tarafından veri sorumlusuna yöneltilen taleplere veri sorumlusu adına cevap verme” ve bunlar gibi konularda temsile yetkili olacak olan Türkiye’de yerleşik tüzel kişi ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiyi atayacaklar.

6.   İrtibat kişisi

Türkiye’de yerleşik olan tüzel kişiler ve tüzel kişi veri sorumlusu temsilcileri bir irtibat kişisi atayacaklar. İrtibat kişisi veri sorumlusunu Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre temsile yetkili olmayacak. Sadece iletişim noktası olarak ilgili kişilerin veri sorumlusuna yönelteceği taleplerin hızlı ve etkin olarak cevaplandırılmasının sağlanması ile Kurul ve Kurum tarafından yapılacak iletişimlerde irtibata geçilmesi amacıyla görevli olacak.

7.   Sorumlu kişiler

Taslak, kanımızca biraz da amacını aşarak yine bir yol gösterici tavır almış ve kamuoyundaki bazı tereddütleri gidermek amacıyla Kanun ve Yönetmelik kapsamında kimlerin nelerden sorumlu olduğunu şu şekilde belirtmiş:

(a) Tüzel kişilerde veri sorumlusu tüzel kişiliğin kendisidir;

(b) Türkiye’de yerleşik olan tüzel kişilerin Kanun kapsamındaki veri sorumlusu yükümlülükleri, ilgili mevzuat hükümlerine göre tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili organ (örn. Anonim Şirket’te Yönetim Kurulu) veya ilgili mevzuatta belirtilen kişi veya kişiler marifetiyle yerine getirilir;

(c) Tüzel kişiliği temsile yetkili organ, Kanunun uygulanması bakımından yerine getirilecek yükümlülükler ile ilgili olarak bir veya birden fazla kişiyi görevlendirebilir. Bu görevlendirme Kanun hükümleri uyarınca ilgili organın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz;

(d) Tüzel kişiliği ilgili mevzuat hükümleri uyarınca temsil ve ilzama yetkili organ Kanunun uygulanması bakımından sorumluluklarını üyelerinden bir veya birkaçına veya tüzel kişilik içinde veya dışında bir veya birden fazla kişiye devredemez.

Taslağın bu yol gösterici yaklaşımını genel olarak olumlu bulmakla birlikte, bir anonim şirkette yönetim kurulunun tamamının Kanun uygulamasından sorumlu olması ve bunu belirli kişilere devredememesi hükmünün ticaret/şirketler hukukunun temel prensipleri ile çeliştiği görüşündeyiz.

8.   Sicile kayıt ücreti

Veri sorumluları ilk kayıt sırasında ve sonrasında senelik olarak sicile ücret ödeyecekler.

9.   İdari para cezası

Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar para cezası uygulanacak.

Taslak metnine şu linkten ulaşabilirsiniz: Taslak Yönetmelik

----

Yayınlanma Tarihi: 9 Mayıs 2017

Yerli Malı Logosu Kullanımına İlişkin Bilgilendirme

Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) tarafından 18 Eylül 2018 Tarihli ve 30539 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik yönetmeliği ile Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nde (“Yönetmelik”) değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle özetle, mal veya hizmetlere ilişkin etiket ve listelerde bulunması gereken zorunlu bilgilere; yeri ürünler için yerli malı logosu ve ayrıca malın satış fiyatı ile birim fiyatının uygulanmaya başlandığı tarih de eklenmiştir.

1.    Değişiklik hangi mal ve hizmetleri kapsamaktadır?

Yönetmelik, tüketicilere sunulan mal ve hizmetlere ilişkin etiket ve fiyat listelerini kapsamaktadır. Bu nedenle, tüketici olmayan kişiler (örn. tacirler) arasındaki mal ve hizmet alışverişleri bu kapsamda olmayacaktır.

Ayrıca ilgili değişiklik, etiket bulundurma zorunluluğu olan mallara ilişkin olduğundan, Yönetmelik’te sayılan bu zorunluluk kapsamı dışındaki mallar değişiklikten etkilenmeyecektir.

2.    Değişiklik ile hangi yükümlülükler getirilmiştir?

Yönetmelik’te, etiket bulundurma zorunluluğu olan mal veya hizmetlere ilişkin etiket ve fiyat listelerinde yer alması gereken zorunlu unsurlar düzenlenmektedir. Yapılan değişiklikle bu unsurlara aşağıdaki hususlar eklenmiştir:

  • Malın satış fiyatı ve birim fiyatının uygulanmaya başlandığı tarih,
  • Üretim yeri Türkiye olan mallar için Bakanlıkça tespit ve ilan edilen şekil, logo veya işaret.

Bakanlık, Yönetmelik’in yayımlanmasının ardından internet sitesinde logonun görselini paylaşmakla birlikte yerli üretim logosu kullanımına ilişkin usul ve esasları açıklamış, ayrıca logonun kullanımına ilişkin renk kodlarının, logonun küçültülmesi ve büyültülmesinde kullanılacak oranların yer aldığı “Yerli Üretim Logosu Kurumsal Kimlik Kılavuzu”nu (“Kılavuz”) yayımlamıştır.

3.    Karara uyulmamasının cezası var mıdır?

Bu yükümlülüğe aykırı hareket edenler hakkında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 77 uyarınca her bir ilgili işlem başına 2018 yılı için 274 Türk Lirası idari para cezası verilebilecektir.

4.    Yürürlük

Yönetmelik’te yapılan değişiklik, 3 Ekim 2018 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Yönetmelik’te değişiklik yapan ilgili yönetmelik metnine http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/09/20180918-1.htm linkinden erişebilirsiniz.

Kılavuz metnine https://ticaret.gov.tr/data/5ba208da13b87610d0a032ab/78b548dd768bdf8e1375213addcf6cd8.pdf linkinden erişebilirsiniz.

Bakanlık tarafından yayımlanan usul ve esaslara ise https://www.ticaret.gov.tr/haberler/fiyat-etiketlerinde-yerli-uretim-logosu-kullanimina-iliskin-usul-ve-esaslar linkinden erişebilirsiniz.

---

Yazının yayınlanma tarihi: 20 Eylül 2018